Neden oy kullanmadım?
Dört kısa madde ile özetleyeyim (daha fazla sebep de bulunur ama ne gerek var, neden kendimi yorayım):
- Sandığa giden yolun spor yapmak için uygun olmaması ve perde arkasında temiz havlu ve duş bulunmaması.
- Parmağımın kirlenerek yeni yaptırdığım manikürümün bir anlamı kalmayacağı ve devletin bu durumdaki mağdurlara ‘manikür desteği fonu’nu kullandırmayacağı öngörüsüne sahip olmam.
- Saat başı ederi benden daha az olan insanlarla aynı sayıda kağıt teslim alacağım ve sandıktan çıkarılıp sayıldığında da benim kağıdımın diğerlerinden ayırt edilemeyeceği korkusu. Bir de ederi benden daha çok olanlar var ki, vay onların haline.
- Hükümet eden parti ile muhalefet eden partilerin programlarının ‘copy-paste’ yoluyla birbirlerinden aşırılmış olması ve dolayısıyla aslında herkesin aynı mücadeleyi veriyor olmasına rağmen bu durumun farkında bile olmamaları. Saf vekillerim benim.
Bu durumda, hangi şartlarda oy veririm?
- Oyumu internet üzerinden kullanabildiğim ve oy kullanmak için etkileşimde bulunacağım arayüzün zekice tasarlanmış olduğu durumda. Bir pop-up çıksın kapatırım, şimdiden söyleyeyim.
- Oyumu internetten kullandım diye elinde mürekkeple kapıyı çalarak üzerime püskürtmeye çalışan birisi olmayacağı zaman.
- Oy değeri, eğitim durumu, bilinen diller gibi hayat boyu edinilmiş vasıflar ve diğer başarılara atanacak katsayılara göre hesaplanarak belirlendiği zaman. Bu maddede ciddi olacağım, böyle bir yapı toplum kalitesinin artmasına da yardımcı olabilir. Şu anki durumda, adam çalışıyor öğreniyor ama bu bilgisini satıp satamayacağından emin değil, bu düzenlemede devlet doğrudan satın almış oluyor, hem ekonomiye de zararı yok.
- Parti üyelerinin ve milletvekili adaylarının bilgisayarlarından ‘copy-paste’ özelliklerinin Microsoft destekli bir çalışma ile kaldırıldığı, bunların yerine ‘innovate-write down’ butonları yerleştirildiği zaman.


Hocam;
Goruslerini beğeniyle okudum ancak eleştiri yapmadan da duramayacağım. Özellikle saat başı ederi deyimi bana ağır geldi. Kişilerin saat başı ederi ile simgelendiği bir düzen de çok afedersiniz ama hayat kadınlarının oyunun bir çok düşünen, okuyan memurdanveya işçiden çok oy sayılması sistemi ilginç geldi bana. Ve böyle bir sistemin uygulamaya konulmasında ne gibi kıstaslar alınabilir? Eğitim ? Maaş? Konum? Statü? Yani kime göre neye göre olayı….
Çok değersiz görüşlerime sizin gibi değerli insanların sayfalarında yer verdiğiniz için teşekkürü bir borç bilirim…
Yeni yazılarınızı 4 (dört) gözle bekliyorum…
Yorum için teşekkür ederim. Denkleme ekleyeceğimiz diğer kriterler, örneğin eğitim düzeyi, bilinen ve sertifikalanan dil sayısı v.d. değişkenler bu durumu değiştirecektir. Hayat kadınlarının saat başı ederleri söylediğin gibi birçok meslek sahibinden yüksek olacaktır elbette, ve bunu normal karşılamalıyız. Herhangi meslek erbabı bir kimse eğer işini iyi yapıyorsa ve piyasa mekanizması içerisinde diğerlerine oranla daha yüksek fiyattan alıcı buluyorsa bunu olduğu gibi kabul etmek durumundayız. Aklıma gelen bir başka öneri de, meslekler bazında sabit değerler üzerinden giderek bu sabit değerler üzerine değişkenlerin eklenmesi. Bu sabit değerleri belirlerken de yaratılan değerin bireye, topluma, ülkeye, insanlığa katkısı gibi daha soyut öğeler üzerinden gidilebilir. Toplum kalitesini artırma düzeyine bakılabilir. Hayat kadınlığı bir meslek midir? Ya da, meslek nedir? ‘Sanat, zanaat’ mıdır, yoksa ‘geçim temin etmek maksdıyla yapılan iş’ midir?